İntihar: Sebepleri, Yapılan Çalışmalar ve İntiharı Önleme

İntihar Sebepleri

İntihar Sebepleri

İntihar, bireyin kendi yaşamına, sonucunun ölüm olduğunu bilerek son verme eylemidir. Örnek vermek gerekirse, 2002 yılında dünya çapında sadece 877,000 yaşam intihar yüzünden kaybedilmiştir (Beaglehole, Irwin & Prentice, 2003). İntihara sebep olan davranışlar arasında; stresörler, intiharı tetikleyen olgular ve intihara yatkınlık gibi öğeler göz önünde bulundurulmalıdır (Mann, 2002). Psikiyatrik hastalıklar, DSM-IV kriterlerine göre intiharların yüzde doksanına katkı sağlayan etki faktörüdür. Duygudurum bozukluklarından, majör depresif bozukluk ve bipolar sendromu, intiharların yüzde atmışıyla ilişkilendirilmiştir (Isometsa et al., 1995; Robins, Murphy, Wilkinson Jr, Gassner, & Kayes, 1959). İntihara sebep olan diğer etki faktörleri ise; alkol ve madde bağımlılığı, psikiyatrik tedaviye erişim, fiziksel hastalıklar, medeni hal, yaş ve cinsiyettir (Mann, 2002). Figürde, genel olarak intihara sebep olan olgular ve önleme yolları gösterilmiştir.

İntiharı önlemek gerçekte mümkün bir şeydir. Çünkü bir yıl içinde intihar eylemini gerçekleştiren insanların yüzde seksen üçü daha önce bir klinisyenle görüşmüştür (Luoma, Martin, & Pearson, 2002). Bu yüzden, alınacak en önemli önlemlerden biri, depresif hastaların ve dolayısıyla yüksek riskteki bireylerin araştırılması ve onlara daha iyi bir tedavi olanağı sağlanmasıdır.
Bu çalışmada, insanların nasıl intihara teşebbüs ettiği, intiharın sebepleri ve intiharı önleme yolları intiharla ilgili yapılan en önemli çalışmalardan alıntılar yapılarak ele alınacaktır.

İntihara Yol Açan Sebepler

Bireylerin Kendinden Kaçışı ve İntihar Olgusunda Kaçış Teorisi

Hemen hemen bütün intihar olguları basit bir psikolojik süreçle özetlenebilir: Bireyin kendinden kaçması. Bromberg ve Schilder (1936), kaçış terimini ölümün öznel bir anlamı olarak tanımlamıştır. İlk olarak Baechler tarafından öne sürülen kaçış teorisinin yeni versiyonu altı önemli özelliğe sahipti:  (1) Gerçekçi olmayan yüksek beklentiler ya da son zamanlarda bireylerin yaşadıkları ağır tecrübeler bireylerde beklentilere ya da değişik sonuçlara yol açar. (2) Bireyler bu sonuçları içsel olarak yorumlarlar ve yaşadıkları üzücü, hayal kırıklığına yol açan sonuçlar yüzünden kendilerini suçlarlar. Dolayısıyla, kendileri hakkında negatif değerlendirme yaparlar. (3) Ardından kendilerini içsel olarak yaşadıkları suçlamalarla caydırıcı olan bir duruma sokarlar. Bu kendilerini yetersiz, becereksiz ve suçlu görmelerine yol açar.  (4) Bu durum sonucu oluşan negatif etki kendilerini, diğer standartlarla olumsuz bir şekilde karşılaştırmalarına yol açar. (5) Bu mutsuz durumdan ötürü bireyler kendilerinden kaçmaya başlarlar. Ama bu kaçış tam anlamıyla başarılı olmaz. (6) Sonuç olarak, bozulan mental durumları, bireyi intihara sürükler. Kaçış teorisindeki bu altı önemli nokta şu şekilde ayrıntılandırılabilir: Genel anlamda, kaçış intiharcısının o anki spesifik başarısızlıkları, stresörleri yüksek standartlar ve beklentiler içerir. Bu beklentiler ve hayal kırıklıkları sonuç olarak bireyi intihara sürükler.

İntihar Olgusunda Yüksek Standartlar ve Beklentiler

İntihar oranları, bireysel özgürlüğü destekleyen çevrelerde daha fazladır (Farberow, 1975). İntihar oranları aynı zamanda havanın iyi olduğu alanlarda (Lester, 1986) ve yüksek standartlar, refah seviyesi yüksek olan toplumlarda daha fazladır (Lester, 1984). Dolayısıyla, mutluluk ve yaşam için yüksek beklentisi olan insanlar intihara daha meyillidir. Buna verilecek başka bir örnek ise, mesleki ve finansal durumu artan bayanların 1960 yıllarında intihar oranlarında artış olmuştur (Davis, 1981).

İntihar Olgusunda Hayattaki Stres, Anksiyete, Depresyon ve Diğer Etkenler

Olumsuz koşulların intihara sebep olduğunu belirten birçok çalışma yapılmıştır. Buna örnek olarak, intihar eylemine teşebbüs eden bireylerin son zamanlarda yaşadıkları tecrübeler ve stresli olayların intihar sıklığını artırdığı bulunmuştur (Cochrane & Robertson, 1975). Aynı zamanda, sosyoekonomik statüleri yüksek olan toplumlardaki bireylerde, daha çok intihar gözlemlenmiştir (Araki & Murata, 1987). Medeni halin de intihar oranları üzerinde etkisi vardır. Bekar bireylerden daha mutlu olan evli bireylerde intihar oranları daha azdır (Campbell, 1976). Ancak evlilikten boşanma zürecine geçen bireylerdeki intihar oranlarında büyük bir artış gözlemlenmektedir.

Bireyin kendi farkındalık düzeyi de intihar sıklıkları üzerinde önemli rol oynamaktadır.  Henken (1976) intihar eylemini gerçekleştiren bireylerin istemsiz ölümlerini anlatan notlarını kullanarak analizler gerçekleştirmiştir. Bu tür bireyler, kendi yazdıkları intihar notlarında, kendilerinden çok başkalarından bahsetmişlerdir. Bu yüzden, kendi farkındalık düzeyi az olan bireylerde, intihar oranları daha fazladır.

Suçluluk duygusu, anksiyetenin majör formlarından biridir. Literatürde, bir çok çalışma, yüksek düzeydeki suçluluk duygusunun, intihara eğilime rol oynadığını kanıtlamıştır. Suçluluk duygusu ve kendini suçlama, intihara teşebbüs eden bireylerin çoğunda gözlemlenmiştir. Hendin (1982), intihara teşebbüs eden alkol bağımlılarında suçluluk duygusunun hayatlarını sonlandırmadaki merkezi istek olduğunu gözlemlemiştir. Anksiyete, aynı zamanda bireyin kendini yetersiz görmesinden dolayı oluşabilir. Dolayısıyla, intihar sebepleri düşünüldüğünde, bireylerde anksiyeteye sebep olan olgular gözardı edilmemelidir.

Literatürdeki bir çok rapor, inithara teşebbüs eden bireylerde, endişe ve depresyona sebep olan duyguların varlığından bahsetmektedir. Sonuç olarak, anksiyeteye yatkın bireyler ve kendilerinde gelişen depresif duygular, aynı zamanda öfke ve endişe duyguları intiharın sebeplerinden sayılabilir.

İntihar Olgusuyla İlgili Çalışmalar

İntihar ve Bipolar Bozukluk (Dalton, CateCarter, Mundo, Parikh, & Kennedy, 2003)

Dalton et al., (2003) bipolar I ve bipolar II tanısı konmuş 336 bireyle yaptığı çalışmada, intihar girişimine belirleyici faktörleri, intihara teşebbüs eden ve etmeyen bireylerde karşılaştırarak araştırmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, intihara en çok teşebbüs bipolar bozukluğun majör depresif evresinde olan bireylerde görülmektedir. Ancak manik evrede bu oran çok azdır. Hastaların yüzde 79’unda ise daha önceden unipolar depresyon görülmüştür. Aynı zamanda, bipolara eşlik eden madde kullanımı intihar girişiminde anlamlı belirleyici olarak bulunmuştur. Çalışmadan çıkarılabilecek anlamlı veriler şunlardır: (a) bipolar bozukluk ve madde bağımlılığında, ağır forma sahip bipolar hastalarında, intihara girişim ve maddeyi kötüye kullanma daha fazladır, (b) bipolar bozukluğun manik evresinin karakteristiği olan impulsivite, madde bağımlılığı fazla olan bireylerde, intihara girişimi artırmıştır, (c) aynı zamanda hastalardaki ailesel özgeçmiş, genetik rolün intihar girişiminde ve bipolar bozuklukta önemini belirtmiştir. Sonuç olarak, intihar girişiminde bipolar bozukluk, özellikle majör depresif evrede, madde kullanımıyla beraber, intihara eğilimi artırmaktadır.

Çocuk ve Yetişkinlerdeki İntiharlarda Psikososyal Risk Faktörleri (Gould, Fisher, Parides, Flory, & Shaffer, 1996)

            Bu çalışmada, çocuk ve yetişkin intiharlarındaki çevresel, sosyal ve ailesel risk faktörleri, 120 intihar vakasının incelenmesiyle yapılmıştır. İntihar eden bireylerin aileleri ya da ev arkadaşlarıyla, psikolog ve klinisyen varlığında yapılan görüşmede, intihar etmiş bireyler hakkında bilgi toplanmıştır. Bu bilgiler ışığında bulunan bulgular şöyledir: (a) intihar etmiş bireylerin anlamlı yüzdesinde ebeveyn-çocuk ilişkisi zayıftır, (b) intihar etmiş bireyler, ağır ve stresli yaşam olaylarıyla yüzleşmişlerdir. Bunlardan bazıları, kız-arkadaş, erkek-arkadaş ilişkilerindeki büyük problemler ve ailelerinde görülen boşanma olgularıdır, (c) bu bireyler aynı zamanda okul ve işle ilgili büyük problemlere sahiptir. Sonuç olarak, bu çalışma, sosyoçevresel iletişim, zayıf ebeveyn-çocuk iletişimi ve stresli yaşam olaylarında intiharın önemli rolünü kanıtlamaktadır.

İntihar Sonrası Gerçekleşen Yas Duygusunu Önleme Yolu Olarak Bilişsel Davranış Terapisi (Gould et al., 1996)

Bu çalışma, intihar eden bireylerin ölümleri sonrası, akrabaların ve eşlerin yaşadığı karmaşık yas duygusunu önlemede, bilişsel davranış terapisinin etkililiğini araştırmaktadır. İntihar etmiş bireylerin birinci dereceden 122 akrabası ve 70 intihar etmiş bireyin eşi, bilişsel davranış terapisi programına alınmıştır. Bu müdahale sonucu, ailelerde yas duygularında ya da depresyonda anlamlı bir azalma bulunmamıştır. Ancak, bilişsel davranış terapisi, ailelerdeki uyumsuz yas reaksiyonları ve algıları önlemekte etkili bulunmuştur.

İntiharı Önleme Stratejileri

İntihar, bireylerde yaratılacak bilinç ve eğitimle, farmakoterapi, psikoterapi ve basın aracılığıyla önlenebilir. İntahara sebep olan nedenlerden insanlara daha iyi anlatılabilirse, intihara girişiminde azalma olabilecektir. Buna örnek olarak, Almanya’da yapılan bir çalışmada, kişiler depresyona karşı bilinçlendirildiğinde, intihar girşimlerinde yüzde 18 azalma görülmüştür (Lehfeld, Althaus, Hegerl, Ziervogel, & Niklewski, 2004). İntihar girşimlerinin yüzde doksanına psikiyatrik bir hastalık eşlik ettiği için, doğru bir şekilde kullanılacak olan antidepresan ve antipsikotikler, aynı zamanda psikoterapilerde kullanılacak bilişsel davranışssal terapi intiharı önlemede alınacak en büyük girişimlerden biri olmalıdır (Baldessarini & Tondo, 2003). Şüphesiz, hayatımızı yönlendiren basının önemi de intiharın önlenmesinde gözardı ediilmemelidir. Aynı şekilde, gazeticiler ve yazarlar bilinçlendirilerek, basılan yayınlarla, intihar girişimi azaltılabilir.

Sonuç ve Tartışma

Bu çalışmada genel anlamıyla, intihara sebep olan olgular, yapılan çalışmalar, ve intiharı önleme yollarına değinilmiştir. Bir bireyi intihara sürükleyen olguların nedenselliğinde, bireyin yakın geçmişte yaşadığı duygusal değişimler (stres, anksiyete, depresyon, psikiyatrik hastalıklar) ya da madde bağımlılığı, çevresel faktörler örnek verilebilir. İntihar girişiminde bulunacak birey, kendinden kaçarak, bozulan mental sağlığıyla kendisi için ölümün kurtuluş olduğunu sanır. Dolayısıyla, kendi yaşamına son vermeyi tek çözüm olarak görür. Ancak sorunlar bununla sınırlı değildir. İntihar eden bireyin geride bıraktığı kişiler de karışık bir yas durumu içine girerler. Bu kısır döngü içerisinde, bilişsel davranış terapisi hem intiharı önlemede, hem de geride kalan insanların olumsuz duygularını azaltmada fayda sağlayablecek çözümlerden biridir.

İntihara sebep olan nedenleri daha iyi anlayabilirsek, intiharı önleme konusunda daha iyi çözümler ve yaklaşımlar geliştirebiliriz. Özellikle, ebeveynlerin çocuklarına yaklaşımları, boşanma olguları, ya da bireylerin çevresinde yaşadığı karmaşık, sorunlu ilişkiler intihar olgusunda önem arz etmektedir. Aynı şekilde, intiharların büyük çoğunluğunda rol oynayan psikiyatrik hastalıklar, bireyleri çıkmaz bir yola sürükleyerek, karar alma aşamalarını etkilemekte, ve sonuç olarak bireyler intihara teşebbüs etmektedir. İşte bu noktada, farmakoterapi, psikologlar ve pskiyatrisler, basın yayın organları büyük rol oynamaktadır. Eğer intihara teşebbüs edecek bireyin zihnini olumlu yönde değiştirebilirsek, intiharı önleyebiliriz.

Sonuç olarak, bireyin kendi yaşamına kasten son vermesinin önüne her koşulda geçilmelidir. Bu bağlamda, psikologlara ve klinisyenlere büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu yüzden, bireyi intihara sürükleyen mekanizmalar daha iyi bir şekilde aydınlatılabilirse, intiharı önleme oranları da artabilecektir.

Kaynaklar                

Araki, S., & Murata, K. (1987). Suicide in Japan: socioeconomic effects on its secular and seasonal trends. Suicide and Life-Threatening Behavior, 17(1), 64-71.

Baldessarini, R. J., & Tondo, L. (2003). Suicide risk and treatments for patients with bipolar disorder. JAMA, 290(11), 1517-1519.

Beaglehole, R., Irwin, A., & Prentice, T. (2003). Shaping the future. Geneva: World Health Organization.

Campbell, A. (1976). Converse, PE Rodgers, WL (1976). The quality of American life.

Cochrane, R., & Robertson, A. (1975). Stress in the lives of parasuicides. Social Psychiatry, 10(4), 161-171.

Dalton, E. J., Cate‐Carter, T. D., Mundo, E., Parikh, S. V., & Kennedy, J. L. (2003). Suicide risk in bipolar patients: the role of co‐morbid substance use disorders. Bipolar disorders, 5(1), 58-61.

Davis, R. A. (1981). Female labor force participation, status integration and suicide, 1950–1969. Suicide and Life-Threatening Behavior, 11(2), 111-123.

Farberow, N. L. (1975). Suicide in different cultures.

Gould, M. S., Fisher, P., Parides, M., Flory, M., & Shaffer, D. (1996). Psychosocial risk factors of child and adolescent completed suicide. Archives of general psychiatry, 53(12), 1155-1162.

Isometsa, E., Henriksson, M., Marttunen, M., Heikkinen, M., Aro, H., Kuoppasalmi, K., & Lonnqvist, J. (1995). Mental disorders in young and middle aged men who commit suicide. Bmj, 310(6991), 1366-1367.

Lehfeld, H., Althaus, D., Hegerl, U., Ziervogel, A., & Niklewski, G. (2004). Suicide attempts: results and experiences from the German Competency Network on Depression.

Lester, D. (1984). The association between the quality of life and suicide and homicide rates. The Journal of social psychology, 124(2), 247-248.

Lester, D. (1986). Suicide and homicide rates: their relationship to latitude and longitude and to the weather. Suicide and Life-Threatening Behavior, 16(3), 356-359.

Luoma, J. B., Martin, C. E., & Pearson, J. L. (2002). Contact with mental health and primary care providers before suicide: a review of the evidence. American Journal of Psychiatry, 159(6), 909-916.

Mann, J. J. (2002). A current perspective of suicide and attempted suicide. Annals of internal medicine, 136(4), 302-311.

Robins, E., Murphy, G. E., Wilkinson Jr, R. H., Gassner, S., & Kayes, J. (1959). Some clinical considerations in the prevention of suicide based on a study of 134 successful suicides. American Journal of Public Health and the Nations Health, 49(7), 888-899.

 

 

Caglar Cil hakkında
Türkiye'nin kendimce en güzel şehirlerinden birinde, Denizli'de, dünyaya geldim. Liseyi Denizli Anadolu Lisesi'nde okudum. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Moleküler Biyoloji ve Genetik mezunuyum. Şu an Glasgow Üniversitesi'nde yüksek lisans yapmaktayım. Lisans hayatım boyunca Lodz Üniversitesi, Göteborg Üniversitesi ve Toronto Üniversitesi'nde araştırmalara katıldım. Bu çalışmalar sonucunda Cardiovascular Research ve Journal of Dental Research'te yayınlanan çalışmalarımız var. Öykü yazmayı seviyorum. Öykü Fanzin'de yayınlanan öyküm ve İYTE'de almış olduğum bir "birincilik" bir de "ikincilik" ödülüm var. Almanca öğreniyorum, İngilizce konuşabiliyorum, az çok keman çalabiliyorum. Amacım Türkiye okuyucusuna bilimi sevdirmek, zaman buldukça eğlencesine bilimsel haberleri paylaşmak.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*